Günümüzde bilimsel ve teknolojik ilerlemeler, bir yanda avantajlarıyla gelirken diğer yandan genetiği değiştirilmiş organizmaların (‘’GDO’’) da hayatımıza girmesine neden olmuştur. Tam da bu konuya ilişkin olan Biyogüvenlik Kanunu ise; gen teknolojisindeki ilerlemelerin olumsuz etkilerinden biri olan genetiği değiştirilmiş organizmaların neden olabileceği biyolojik kirliliği ve sağlık risklerini ortadan kaldırmak için yasa koyucu tarafından kabul edilmiştir.
Biyogüvenlik Kanunu özellikle gıda sektöründe faaliyet gösteren birçok şirketi doğrudan etkilemektedir. Şirketler kullandıkları hammaddeden ürettikleri son ürüne kadar işbu kanuna uyum sağlamakla yükümlüdürler. GDO ve ürünleri ile ilgili suçlar ve yaptırımlar, temel olarak Biyogüvenlik Kanunu ve onun uygulanmasını düzenleyen yönetmeliklerle belirlenmiş olup, Kanun ve ilgili Yönetmelikte yer alan yasaklara aykırı hareketler Biyogüvenlik Kanunu’na Muhalefet Suçunu oluşturmaktadır. Biyogüvenlik Kanununa Muhalefet halinde sadece söz konusu ürünü ithal eden, satan dağıtan şirketlerin tüzel kişiliği için değil, bu şirketlerin yönetici gerçek kişiler için ayrı ayrı yaptırımlar öngörülmektedir.
Tarım ve Orman Bakanlığı (“Bakanlık”), Biyogüvenlik Kanunu ve ilgili mevzuat uyarınca GDO konusunda temel yetkili ve denetleyici otoritedir. Hem üretici ve satıcı konumundaki gıda işletmelerini hem de GDO analizlerini yapan yetkilendirilmiş ve akredite laboratuvarları denetler. Türkiye’de gıdalarda GDO’ya en ufak iz düzeyinde dahi izin verilmediğinden, bir üründe GDO tespit edilmesi hâlinde fiilin kural olarak doğrudan suç teşkil etme potansiyeli olduğundan, Bakanlık idari yaptırım uygular ve aynı zamanda Cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunarak cezai yaptırım sürecini başlatır.
MEVZUAT ÇERÇEVESİ
Biyogüvenlik Kanunu 15.maddesinde 4 fıkra halinde suç olarak kabul edilen eylemlere yer verilmiştir. Buna göre;
- GDO ve ürünlerini bu Kanun hükümlerine aykırı olarak ithal etmek, üretmek, çevreye serbest bırakmak
- ithal edilen veya işlenen GDO’ları veya GDO ve ürünlerini; ithal izninde belirlenen amaç ve alan dışında kullanmak, satışa arz etmek, satmak, devretmek ya da bu özelliğini bilerek ticari amaçla satın almak, kabul etmek, nakletmek ve bulundurmak
- ithal edilen veya işlenen GDO’lardan elde edilen ürünleri; ithal izninde belirlenen amaç ve alan dışında kullanmak, satışa arz etmek, satmak, devretmek ya da bu özelliğini bilerek ticari amaçla satın almak, kabul etmek, nakletmek ve bulundurmak
- yalan beyanda bulunarak ithal etme veya işleme izni alan kişinin bu izne dayalı olarak GDO’ların, GDO ve ürünlerinin veya GDO’lardan elde edilen ürünleri ithal etmek, işletmek, kullanmak, satışa arz etmek, satmak, devretmek, kabul etmek, nakletmek veya bulundurmak
şeklinde sayılan hareketler yasaklanmıştır.
Biyogüvenlik Kanunu’ndaki “sıfır tolerans ilkesi” uyarınca GDO’nun varlığının saptanması, ilgili suçun oluşması için yeterli kabul edilmektedir. Kanun kapsamında herhangi bir GDO eşiği öngörülmediğinden, teknik analizle ortaya konan eser miktarda da olsa her türlü GDO varlığı doğrudan ihlal sonucunu doğurmaktadır.
Bu noktada belirtilmelidir ki; söz konusu hapis cezalarının doğması için bu suçların kasten, yani bilerek ve isteyerek işlenmesi gerekir; taksirle veya sadece dikkatsizlik sonucu işlenen fiiller hapis cezasına konu edilmemektedir.
İDARİ YAPTIRIMLAR VE GÜVENLİK TEDBİRLERİ
İlgili mevzuat hükümleri uyarınca, GDO ve bunlardan üretilen maddelerin piyasadaki dolaşım sürecinin her aşamasının gözetim ve denetimi gerekmektedir. Bu kapsamda şirketler, ürünlerin ülkeye girişinden dağıtımına kadar geçen süreçte Bakanlığa bildirimde bulunmak, gerekli kayıtları tutmak, etiketleme kurallarına uymak ve bu belgeleri yirmi yıl boyunca saklamakla yükümlüdür. Olası bir risk tespit edildiğinde ürünün hangi hammaddeden geldiğini ve hangi süreçlerden geçtiğini geriye dönük olarak izlenebilir kılmak Kanun’un temel amacıdır.
Yapılan denetimlerde şirketin gereken ürünün menşeini, tedarik zincirini ve üretim sürecini geriye dönük olarak ortaya koyan kayıt ve belgeleri (izlenebilirlik kayıtlarını) sunamaması, doğrudan izlenebilirlik ihlali olarak kabul edilmektedir. Diğer bir deyişle, yapılan laboratuvar analizlerinde ürünün içerisinde GDO tespit edilmese dahi sadece bu kayıtların eksik olması bile tek başına şirketin ağır idari para cezaları ile karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır.
Mevzuat uyarınca, kayıt tutma ve bildirimde bulunma gibi zorunlulukların ihlal edilmesi durumunda şirketler için kademeli bir ceza sistemi öngörülmüştür. İzlenebilirlik ile ilgili eksikliklerde daha düşük miktarda bir idari para cezası verilirken, bu eksikliğin şirkete haksız bir kazanç sağlamak amacıyla yapıldığı anlaşılırsa kesilecek ceza miktarı çok daha yüksek tutarlara ulaşmaktadır. Kanunda öngörülen ceza miktarları sabit kalmayıp her yıl yeniden değerleme oranına göre artmaktadır.
Maddi yaptırımlara ek olarak, şirketlerin ticari geleceğini doğrudan etkileyebilecek güvenlik tedbirlerinin uygulanması da söz konusudur. Örneğin, mevzuata aykırı olduğu saptanan ürünlerin tedarik zincirinden çekilerek piyasadan toplatılması ve imha edilmesi veya şirketin o alandaki faaliyet izninin tamamen iptal edilmesi gibi tedbirler alınabilmektedir.
CEZAİ YAPTIRIMLAR
Biyogüvenlik Kanunu ile korunan değer; kamu sağlığıdır. Bu nedenle, halk sağlığını tehlikeye atan eylemlere karşı yasada son derece caydırıcı ve ağır yaptırımlara yer verilmiştir. GDO ve ürünlerine yönelik yasal düzenlemelere aykırı hareket etmek, yalnızca idari yaptırımlarla sınırlı kalmayıp şirket yetkililerini de doğrudan hapis cezası tehdidi ile karşı karşıya bırakmaktadır. Biyogüvenlik Kanunu’na aykırı bir şekilde GDO ithal eden, üreten veya bunları çevreye serbest bırakan kişiler beş yıldan on iki yıla kadar hapis cezalandırılabilmektedir.
Biyogüvenlik Kanunu’na uygun şekilde ülkeye girişi yapılmış GDO’ların belirlenen amaç dışında kullanılması veya ticarete konu edilmesi de benzer şekilde dört yıldan dokuz yıla kadar hapis cezası yaptırımına tabidir. Hatta bu GDO’lardan elde edilen ikincil ürünlerin bile yetkisiz şekilde dolaşımı veya kullanımı, üç yıldan yedi yıla kadar hürriyeti bağlayıcı cezalar doğurabilmektedir.
Tüm bu hapis cezalarına ek olarak, ihlalin niteliğine göre kişilere yüksek meblağlarda adli para cezaları da uygulanmaktadır. Ülkemizde yürürlükteki mevzuat, GDO’nun sadece ham madde halini değil; işlenmiş tüm türevlerini ve bu süreçteki her türlü ticari faaliyeti sıkı bir denetim altında tutarak bu zinciri bozan her türlü eylemi hapis cezası gerektiren bir suç olarak tanımlamıştır.
SONUÇ
Sonuç olarak, Türkiye’de özellikle gıda sektöründe faaliyet gösteren tüm şirketlerin Biyogüvenlik Kanunu’ndan doğan yükümlülüklerine eksiksiz şekilde vakıf olması ve uyum sağlaması bir tercih değil, hukuki bir zorunluluktur. GDO konusunda uygulanan sıfır tolerans rejimi ve GDO’lu ürünlere yönelik denetimlerin ulaştığı teknik seviye de dikkate alındığında, şirketlerin olası risklere karşı hazırlıklı olmaları büyük önem taşımaktadır. Şirketlerin hem yüksek tutarlı para cezalarından korunması hem de yöneticilerinin şahsi cezai risklerini bertaraf etmesi için şirketlerin iç uyum mekanizmalarını tesis etmeleri, izlenebilirlik sistemlerini eksiksiz kurgulamaları ve yasal uyum süreçlerini önceliklendirmeleri önem arz etmektedir.
Avukat Didem Özgün