- Giriş
Günümüzde şirketler, çalışanlarının bağlılığı ve motivasyonunu artırmak amacıyla, mesai saatleri dışında da çeşitli sosyal, kültürel veya sportif etkinlikler düzenleyebilmektedirler. Bu tür etkinlikler, çalışanların dinlenme hakkı, işveren ile ilişki düzeyleri ve çalışma yaşamının niteliği açısından önemli faydalar sağlar. Ancak bu etkinlikler sırasında meydana gelen kazalar hukuken tartışmalı birtakım değerlendirmelere yol açmaktadır. Özellikle işverenin sorumluluğu, iş kazası kapsamı ve sosyal güvenlik hukuku alanında bu tür olayların, “iş kazası” sayılıp sayılamayacağı tartışma konusu olmaktadır.
2. İlgili Mevzuat ve Emsal Yargı Kararları Işığında İş kazası
Türk hukukunda meydana gelen bir olayın iş kazası sayılabilmesi için öncelikle 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 13. maddesinde belirtilen unsurların gerçekleşmesi gerekmektedir. Buna göre iş kazası, sigortalının; işyerinde bulunduğu sırada, işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle, bir işverene bağlı olarak çalışanın işyeri dışına görevlendirildiği zamanlarda, işverenin sağladığı taşıtla gidiş-dönüş esnasında meydana gelen meydana gelen ve sigortalıyı bedenen veya ruhen zarara uğratan olaydır. Bu tanım, iş kazası kavramını sadece mesai saatleriyle sınırlamamış; bazı hallerde işyeri dışındaki zaman kesitlerini de kapsayacak şekilde genişletmiştir. Ancak sayılan haller tahdidi (sınırlayıcı) olup kanun örneklemeye değil, sınırlamaya yöneliktir. Bir olayın iş kazası sayılabilmesi için bu hallere uygun olması ve iş ile kazanın arasında uygun illiyet bağının kurulması şarttır.
Aynı zamanda 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun tanımına göre ise iş kazası; “işyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen” ve bedensel veya ruhsal zarara yol açan olay olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımlama ise işverenin sorumluluğunu işyeri koşulları ve işin yürütümü ile sınırlandırarak ilişkilendirmektedir. Kanun metinlerinde iş kazası sayılan hallerin belirlenmesindeki sınırlı sayım ilkesi, uygulamada çeşitli soru işaretlerine yol açmaktadır.
Mesai saatleri dışında düzenlenen etkinliklerin hukuken iş kazası sayılabilmesi açısından temel kriter Yargıtay’ın çeşitli içtihatları ile de desteklediği “işverenin hakimiyeti / organizasyonu altında” gerçekleşip gerçekleşmediği ilkesidir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 2024/3957 E. ve 2024/5143 K. numaralı 09.05.2024 tarihli kararında özetle; işverenin talimatı ve organizasyonu ile kurulan şirket futbol takımında meydana gelen sakatlanma olayını, işyerinin organizasyonu içinde gerçekleştiği için iş kazası saymıştır. Yüksek mahkeme bu kararında aktivitenin şirket tarafından düzenlenmesi, giderlerin karşılanması, servis tahsisi gibi olguların varlığını göz önünde bulundurarak olayın işverenin organizasyonu kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Bu içtihat, somut olarak olayın işverene bağlı faaliyetler veya şirket organizasyonu kapsamında gerçekleşmesinin iş kazası kapsamına girmesinde belirleyici kriter olduğunu göstermektedir.
Yargıtay’ın bir diğer emsal nitelikteki 17.09.2023 tarihli kararında ise, çalıştığı şirket tarafından düzenlenen toplantıya, işverenin bilgisi ve onayı dahilinde özel aracıyla katılmak üzere yola çıkan işçinin, yolculuk sırasında trafik kazasına uğraması üzerine açılan davada, yerel mahkeme olayın iş kazası niteliğinde olduğu yönünde hüküm kurmuştur. Mahkeme, işçinin toplantıya katılımının işverenin talimatı ve organizasyonu kapsamında gerçekleştiğini, toplantının işin yürütümüyle doğrudan bağlantılı olduğunu ve bu nedenle kazanın, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 13. maddesi kapsamında iş kazası olarak değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Yerel mahkemenin bu kararı, temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay 10. Hukuk Dairesi tarafından onanmıştır. Bu bağlamda, işçinin özel aracıyla seyahat etmesi, olayın iş kazası olarak nitelendirilmesine engel teşkil etmemiştir. Söz konusu karar, işverenin bilgisi ve talimatı doğrultusunda özel aracıyla toplantı, eğitim, seminer veya benzeri iş organizasyonlarına katılan işçilerin, bu amaçla yaptıkları gidiş ve dönüşlerde maruz kaldıkları trafik kazalarının da iş kazası kapsamında değerlendirilebileceğini ortaya koyması bakımından emsal nitelik taşımaktadır. Böylece Yargıtay, iş kazası kavramını dar ve şekli bir yaklaşımla değil; iş ilişkisinin fiili ve fonksiyonel bağlamı içerisinde ele almıştır.
- Sonuç
Bahsi geçen içtihatlar, uygulamada sıkça karşılaşılan “mesai saatleri dışında meydana gelen kazaların hangi hâllerde iş kazası olarak nitelendirileceği” yönündeki belirsizlikleri önemli ölçüde gidermekte; iş kazası kavramının yalnızca zaman ve mekân unsurlarıyla sınırlı olarak değil, iş ilişkisinin niteliği, işverenin organizasyon gücü ve yönlendirme yetkisi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda Yargıtay, işverenin bilgisi, talimatı veya organizasyonu kapsamında gerçekleştirilen faaliyetlerde, çalışanın fiilen iş görme ediminin devam ettiğini kabul ederek kazanın mesai saatleri dışında veya işyeri dışında meydana gelmiş olmasının tek başına iş kazası sayılmasına engel teşkil etmeyeceğini açıkça ortaya koymuştur. Dolayısıyla bu içtihatlar, işveren sorumluluğunun belirlenmesinde şekli ölçütler yerine fiilî hâkimiyet ve iş ile kurulan nedensellik bağının esas alınması gerektiğini vurgulamakta; uygulamada işverenlerin sorumluluk alanlarının sınırlarının daha net biçimde belirlenmesine katkı sunmakta, iş ilişkilerinde öngörülebilirliğin ve hukuki güvenliğin sağlanması bakımından işverenler açısından önemli bir yol gösterici nitelik taşımaktadır.
Stj. Avukat Begüm Doğan